Kifayetsiz Muhterisler Destanı!

Habis ur gibi yapıştılar millet sırtına,
Bir kaşık su içinde estirdiler fırtına.
Harami gibi gelip oturdular teklifsiz,
Minareyi çaldılar gündüzleyin kılıfsız!
Kaşıkla veren aynı, kepçeyle alan aynı,
“Cambaza bak” diyenle ceplerden çalan aynı!
Kuleler gökyüzünde, kentsel alan rantiye,
İşçiye kefen gaste, kutsal olan şantiye.
“Cilalı İmaj devri” karizmalı olmalı,
Gerekirse kaç yüzlü, prizmalı olmalı.
“Harese”den türemiş hırs, ihtiras ve hâris,
Cahil ve cüretkârdır kifayetsiz muhteris.
Kuzular kurda teslim, kümese bekçi tilki,
Destursuz bağa girer, sanki de kendi mülkü!
Çalıştıkça çaldılar, çalıştıkça çaldılar,
Gün geldi cür’et arttı, çalışmadan çaldılar!
Bir bakarsın dostunu tepmiş, yerin dibinde,
Hasmıyla sarmaş dolaş, elalemin dilinde.
Kin, öfke, hırs, adavet… iftiradan beslenir,
Allah dostuna düşman, düşmanına yaslanır.
Gerçek şu ki zalimler zulm ile olmaz abat,
Bırak abat olmayı, ahiret olur berbat.
Ezan, bayrak, vatan, millet hamaseti yalandır,
Kalbinde fitne fücür, hitabeti yalandır.
Sirke küpü bal dökmez amma insan bambaşka,
İçinde fitne fesat, ağzından çıkan başka.
Kalp kırar, gönül yıkar, iki yüzlü ve habis,
Taş üstünde taş komaz kifayetsiz muhteris.
Cömertliği, tuzağa bol bol daneler saçmak,
Bize düşen “Euzu Besmele” çekip kaçmak!
Kin, adavet, hakaret… caiz mi? Yok mu beis?
Allah için ne yaptın kifayetsiz muhteris?
Akla ziyan ithamlar, yetmez oldu galeri,
Kifayetsiz muhteris oldu bir de müfteri!
Bir anda heba etti asırlık emekleri,
Olmayınca içinde muhteris alın teri.
Hırs, ateşin odunu yemesi gibi yer de,
Biraz kül biraz duman yazık ki kalır yerde.
Ölüm var, ahiret var, nedense gözün kara,
Varacaksın huzura, elin boş yüzün kara!
Pirincin içindeki beyaz taştan korkmalı,
Ayak iken baş olan uyuz baştan korkmalı!
Süt kardeşi lalaya sordu Sultan Süleyman:
“Söyle lala bir devlet nasıl çöker, ne zaman?”
“Haksızlık yaygınlaşsa, zulüm artarsa çöker,
Kuzuları kurt değil, çobanlar yerse çöker!”
O halde mülkü yıkıp verme millete yeis,
Zulmün zevâlin olsun, kifayetsiz muhteris!
Çıraktı kalfa oldu, büyüdü oldu usta,
Firavun gibi ‘halkın aklını çeldi’ usta!
“Rabbim içimizdeki beyinsizler yüzünden,
Bizi helâk eder misin silip yeryüzünden?”
“En kötü zaman budur; yönetenin ve halkın,
zülümde birleştiği zamandır” ortak aklın.
Haznedar’ın hazneyi üleştiği zamandır,
Bekle ki kıyametin yaklaştığı zamandır.
Rabb’e güven, ağlatan da odur güldüren de,
Şüphesiz ki ‘yaşatan da odur, öldüren de.’
Küfr üzere bir devlet yaşayabilir amma,
Zulm ile yaşayamaz, yaşayabilir sanma.
Nemrut, Yezit, Firavun, Haccac-ı zalim nerde?
Zulüm pâyidar olmaz, kol gezse de her yerde.
Çamur atma boşuna, yapışmaz, bırakmaz iz,
“Köpeğin dudakları değse, kirlenmez deniz.”
“Ulusun aya karşı kirli çakallar”, bırak,
Sonsuzluk kervanına yetiş, katılmaya bak!
(15–25 Mart 2017 – Keskin)

Vergi Suçları
Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele